Yükleniyor...

Etiketler: "kitap"

Hiç – Ruh Aydınlanması DR.Gülsen MERAL

Dr. Gülsen Meral SEZER HİÇ Adlı Kitabı Çıktı

Bir doktorun kırk yaşında geldiği yer: ‘Hiç’

Kağıthane Devlet Hastanesi Başhekimi Gülsen Meral, 40 yıllık hayat tecrübesini ‘Ruh Aydınlanması-Hiç’ isimli kitabıyla pekiştirdi. Etrafındaki hikâyelerden, kendi hikâyesinin keşfine uzanan yoldaki tabelaların işaret ettiği tek yön: Hiç!

Gülsen Meral, bir çocuk hekimi… İki çocuk annesi… Kağıthane Devlet Hastanesi Başhekimi… Kırk yaşında… Hayatının dönüm noktası saydığı kırkında; kaleme almaya başladığı anılarını yazmayı bitirdiğinde, kitaba dönmüş ve adı da belli olmuştu: ‘Ruh Aydınlanması-Hiç’ Çocuk kitapları yazarı arkadaşı Ceren Kurt’la olan sohbetinden çıkan öneriye kulak veren Meral, bu kitapta, kendi deyimiyle ‘hayatın öğretmenliğini’ anlatıyor. Hayatın öğrencisi olmaktan anladığı ise insanları okumak! Sadece bu değil! “Bazı şeyleri yaşama dökmek gerekiyor. Ben de yaşamım ve kalbimin kesiştiği noktada, 40 senelik deneyimimden ne çıkar, diye yola çıktım.” diyerek, kendisinin ‘boy aynası’ olarak tanımlıyor kitabını…

Gülo’nun kırık hikayesi

Kitapta, özellikle doktorluk serüveni boyunca tanıklık ettiği çok sayıda olaya yer veriyor, Meral. Bu olayların birikimi, kendi keşif yolculuğunu fark ettirmiş, ona: “Ben böyle bir keşif sürecine kırkımda vardım. Çevreden çok fazla bir şey beklemenin hata olduğunu anladım. Gerçek değerin kendi içinde olduğunu.” Çıktığı yolun tabelaları, ona ‘hiçlik’ makamını işaret etmiş. O makamın farkına varması ise ‘dünya makamlarının’ sayesinde olmuş: “Hayatımda, köşe noktaları diyebileceğim zamanlarda; makam değişikliği, yer değişikliği derken, ezildim. Ama öyle zamanlar geldi ki, tersine döndü durumlar. Önemli olan, o kişi sizin karşınıza geldiğinde ne yapacağınız! Susacak mısınız, ezecek misiniz? Affetmek o kadar zor mu, dedim. Bunlar hayatın süreçleri. Önemli olan sabretmeniz, boyun eğmeniz ve doğru yolu seçmeniz. Gerçek güç, elinizdeyken, ezmek için kullanılmayan güçtür. Sonra uyandım ki, benim gözümü açan bunlarmış.”

Kağıthane Devlet Hastanesi Başhekimi Meral, kimi zaman hastanesinin ‘son hekimi’… Ama en çok da çocuk hekimliği, yani çocuklar iz bırakmış onun üzerinde. Birçoğumuzun, kara haber vermenin umarsızlığını atfettiği o doktor önlüğü; Gülsen Meral’e her zaman dar gelmiş! “Acı bir haberi vermeden önce, o hesaplaşmaları çok yaşıyorum. Hastalarıyla empati yapan bir doktorum. O acıyı hissederek olgunlaşıyorsunuz. O gece düşünüyorum, belki bu hastalık çıkmayacak. Uykum kaçıyor. Bir gün sonra sonuç iyi çıkınca ‘oh’ diyorum…” Kitapta yer verdiği, eski yardımcısı Gülo’nun kırık hikâyesi, bu duyguların en iyi anlatıcısı aslında: “Gülo’yu, sekreterimi kaybettiğime hâlâ ağlarım. Beyin tümörü nedeniyle 6 ayda kaybettik. 27 yaşındaydı. Teşhisini de ben koymuştum. O sırada Sarıyer’de başhekimdim. Teşhisi koydum ama söylemedim. İki gün sonra abisinin düğünü vardı. İki günü, kimseye bir şey söyleyemeden ağlayarak geçirdim. Düğünde de sürekli ağlıyordum. Oynayan ve gülen bir insan… Akşam bütün bu tablo değişecek… Düğün bitti, akşama teşhisimi söylemek zorunda kaldım. Düğün sonrası, cenazeye dönüştü! 6 ay geçti ve Allah’a yürüdü.” Gülo’nun hastalığı sırasında sorduğu, “Gülsen abla, niye hayatımın en güzel zamanında bu başıma geldi?” sorusun bugün başka bir yerden cevaplıyor, Meral: “Hayatın güzel bir zamanı yok. Hayatın dayattığı rolleri oynuyoruz. Ne zaman bunun sahne olduğunu görüp seyirci tarafından izlemek üzere bilet alacağız, işte o zaman bir adım atacağız. Rollerimiz, kalıp gibi oturmamalı vücudumuza. Sonra ben neymişim, oluyoruz…”

Kendi ayak izini suda sürebilmek!

“Hepimiz bir arayış ve yoksunluk içindeyiz.” diyen çocuk doktoruna göre, bu kriz, sevgi kaynaklı. Sevdiğini ifade edememek… Ya da hepimizin duvara vurmaya iyice yanaştığı, o an: “Yol ayrımında yolu doğru seçmek gerekiyor. O anda durursunuz! Ya ileri ya da geri gidersiniz! O noktada ben ileri gitmeyi tercih ettim.” Tercihinin onu getirdiği yerde, ‘hiçlik’ denilen o yüce mertebeyi, yeni öğrenmeye başlayacağını söylüyor. Kitabına bu ismi koymasını Mevlânâ’nın cümleleriyle açıklıyor: “Okumayı öğrendim. Yazmayı öğrendim. Yazdıklarımla kendimi öğrendim.” Arkadaşlarından kendi keşfine geçişini anlatıyor. Bu keşifte, ‘zaman’la barışırken referans noktası da Mevlânâ: “Zamanla yarışıyordum. Zamanla, zamanla barışmayı öğrendim!” Kendi lügatinde ise ‘hiçlik’in karşılığı şu: “İnsanoğlunun içindeki okyanusu seyretmesi, içine dalıp zenginliklerini fark edeceği ana kadar sabırla beklemesidir. Denize kadar, ayak izi vardır. Denizde ne iz kalır, ne işaret! Önemli olan suda kendi izini sürebilmektir.”

Akademik cübbe tasarım yarışması

İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek bir yarışma düzenliyor. Üniversiteye özgü akademik cübbe tasarımları oluşturmak üzere düzenlenen yarışmaya katılanların eserleri ünlü modacılar tarafından değerlendirilecek. Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bünyamin Özgültekin başkanlığındaki jüride öğretim üyelerinin yanı sıra Atıl Kutoğlu, Bahar Korçan, Hatice Gökçe, Siren Ertan gibi dünyaca ünlü modacılar yer alıyor.

Ülkemizdeki tüm üniversitelerde genel olarak aynı biçim ve formlarda tasarlanmış cübbeler kullanılırken ilk kez tasarımcılar tarafından hazırlanacak cübbeler için açılan yarışmada dereceye girenlere çeşitli para ödülü verilecek. Birinciye 10 bin TL, İkinciye 7 bin 500 TL, üçüncüye 5 bin TL. Yarışmaya 20 Ekim 2011′e kadar başvurulabilir. Sonuçlar 1 Kasım 2011 tarihinde açıklanacak. Yarışmanın şartnamesi ve başvuru formu üniversitenin web adresi www.kemerburgaz.edu.tr’den elde edilebilir.

http://www.zaman.com.tr/newsDetail_getNewsById.action?haberno=1171366